Devlet kadına yönelik şiddete göz yumuyor: Oranlardan dahi haberi yok

  • 09:07 10 Ocak 2019
  • Güncel
HAKKARİ - Kadınların maruz kaldığı şiddeti, aile ve toplum baskısı, “namus”, “ailenin lekelenmesi” gibi nedenlerle dile getiremediğini, devletin ise şiddet oranlarından dahi haberi olmadığını belirten Bir Kadın Bir Hayat Derneği Başkanı Derya Kızılboğa, "Devlet erkanından ve yargıdan tutun toplumun tüm birimlerine kadar herkes silkelenmeli" dedi. 
 
Kadınlar, maruz kaldıkları şiddete karşı kendilerini koruyacak bir merci olmaması, şiddetin daha da artabileceği endişesi, aile ve toplum baskısı, tehdit ya da çocuklarından ayrılma korkusu gibi nedenlerle yaşadıklarını anlatamıyor. Bu yüzden kadına yönelik şiddet konusunda gerçek rakamlara ulaşmak da zor. Son günlerde sosyal medyada bir avukatın kadına yönelik şiddetin en az ve en fazla olduğu illeri sıralaması oldukça gündem yarattı. Yayınlanan bir rapordan yapılan paylaşımda, şiddetin en az olduğu iller sırasıyla Batman, Hakkari, Şırnak, Van, Bitlis, Bingöl ve Mardin olarak gösterildi. Bu veriler ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'nun 2011 yılında yayınlandığı Kadına ve Aile Bireylerine Yönelik Şiddet İnceleme Raporu'nda yer alıyor. 
 
Hakkari'de Bir Kadın Bir Hayat Derneği Başkanı Derya Kızılboğa, bu verilerin kendi araştırmalarıyla da örtüştüğünü ancak eril zihniyetin tahakküm anlayışı ve toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle kadına yönelik şiddetin her yerde yaşandığına dikkat çekti. 
 
'Erkek aklı şiddetin her türlüsünü geliştiriyor' 
 
Derya, erkek aklın kadına yönelik şiddet mekanizmasını geliştirdiğini belirterek, "Erkeklerin edindiği ‘normal ve doğal olmayan güçten’ ötürü kadınlar, gerek fiziksel gerekse psikolojik şiddete uğruyor.  İntihar eden bir kadının evine gitmiştik. O evden çıktığımızda 2 intihar vakası olduğunu öğrendik. Kendini silahla öldüren kızları aile içi ciddi fiziksel ve psikolojik şiddette uğramış. Ailenin susması, örtbas etmesi yetmiyormuş gibi komşular da susmaları için tembihleniyor. Çünkü var olan düzene göre kadınların susması gerekiyor, ailelerin isimleri 'lekelenmemeli'. Erkek aklı kadına yönelik şiddetin her türlüsünü geliştirerek, aslında doğa döngüsünü işlevsiz ve tüketmek istiyor" dedi.  
 
'Devlet şiddete uğrayan kadınların oranlarını dahi bilmiyor'
  
Kadını yönelik şiddet ve “intihar”lara devlet tarafından göz yumulduğunu ifade eden Derya, Hakkari'de fiziksel ve psikolojik şiddetin çok yüksek oranlarda olduğunu dile getirdi. "İlginç olan ise şiddete uğrayan kadınların oranlarını dahi devlet bilmiyor. Herhangi bir veri yok ellerinde çünkü bu konuyla alakalı bir çalışmaları yok" diyen Derya, kendilerinin yeni ve kapsamlı bir araştırma yapacağını dile getirdi. 
 
'Kadınlar toplumda kendine yer bulamıyor'
 
Yaşanan her bir kadın “intiharı”nın altında yatan nedenler olduğunun altını çizen Derya şöyle devam etti: "İntihar değil cinayet demeyi daha doğru buluyorum. İntihar kişinin kendi canına kıymasıdır ancak ardında yatan sebeplerin hep çevresel faktörler olduğunu ve bunların sorumluları olduğunu görüyoruz. Bir kadını intihara sürükleyen sebepler-kişiler nedir, kimdir? Kendilerine yaşama alanları görmedikleri aşikar. Eşinin, ailesinin şiddetine dayanamayanlar, taciz, tecavüz, zorunlu evlilik gibi etmenler var. Bakın bunların hiç biri kişinin kendisiyle alakalı değil. Yaşadığı travmalar, psikolojik sorunlar kendisini intihar noktasına getiriyor. Peki, bu sorunların çözümü yok mu, elbette ki var. Şiddete maruz kalan kadınlar korunmuyor, belli başlı yasalar var 6284 gibi. Ancak takibi ve denetimi yeterli değil. Kadın cinayetlerinin en büyük sebebi takipsizlik değil mi zaten? Koruma kararı alınan kadınlar, uzaklaştırma alan eşleri tarafından öldürülüyor. Derneğimizin adının Bir Kadın Bir Hayat olmasının sebebi de budur. İnsanlar intihar eden, öldürülen, istismara uğrayan kadınlara adli bir vaka veya rakam olarak bakıyor. Bir intihar dahi insanları harekete geçirmeli, toplumun kendisini sorgulaması gerekir. 5 kadından biri diyoruz, rakam olarak görülüyor. İstismara uğradığı için kendini öldüren, 'namus' adı altında öldürülen veya evlendirilen kadınlardan bahsediyoruz. Tecavüze uğrayıp hamile kalındığında 'Doğursun devlet bakar' diyen bakanlar geçti bu ülkeden. Erk zihniyetin inşa ettiği toplumda kadınlar kendilerine yer bulamıyor."
 
'Dava sonuçları hakim ve savcıların inisiyatifine bırakılmamalı'
 
Türkiye'de profesör unvanı olanların dahi kadına yönelik şiddeti meşrulaştırdığını, en son "Adet görmek hastalıktır" söylemlerini anımsatan Derya, "Bu yüzden bilinçlendirme çalışmalarının öncelikle erkeklere yapılması taraftarıyım. Erk zihniyetin inşa ettiği kadın olgusunu yıkacağız. Kadınlar erkeklerin ihtiyaçlarını karşılamak, onlara kölelik etmek için var olmadı. Bu zihniyete sahip olanlara derhal müdahale edilmeli. Kadınlar artık susmuyor ve yaşadıkları sorunlar gün yüzüne çıkıyor sadece. İnanın bu daha başlangıç. Hukuktaki açıklıklar, prosedürlerin yavaş işlemesi çok büyük etken. Dava sonuçları hakimlerin, savcıların inisiyatifine bırakılmamalı. 2 aynı dava 2 farklı mahkemeden farklı sonuçlar alıyor, bunun sebebini kimse sorgulamıyor. Devlet erkanından, yargıdan tutun toplumun tüm birimlerine kadar herkes silkelenmeli ve kendine gelmeli" ifadelerini kullandı. 
 
'Toplumsal cinsiyet eşitliği öncelikli hedeflerimiz arasında'
 
Son olarak toplumsal cinsiyet eğitimleri ve güçlü bir kadın profiliyle toplumsal inşayı gerçekleştireceklerine değinen Derya, "Bizim hedefimiz tamamen güçlü kadınla toplum inşası. Kadınlarla birebir çalışma yapıp onların desteklenmesine, bilinçlendirilmesine yöneliktir yani güçlendirme çalışmaları. Bizler bir hayalin peşinden koşmuyoruz var olan hakları geri almak ve bu hakları muhafaza etmeyi amaçlıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapmak öncelikli hedeflerimiz arasında. Bilinçlenecek ve bilinçlendireceğiz. Biz feminist kadınlar bu haklarımızı sonuna kadar savunacağız" diye konuştu.