10 Ocak 1961’den 2019’a: Gazetecilerin bugünü

  • 09:14 9 Ocak 2019
  • Güncel
Safiye Alağaş 
 
İSTANBUL - 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü 170'in üzerinde gazeteci cezaevinde karşılıyor. Dışarıdaki gazeteciler ise hiçbir dönem bu kadar baskı görmediklerini belirterek, hem sansüre hem baskıya karşı hem de özlük hakları için dayanışmanın önemine dikkat çekti. 
 
4 Ocak 1961'de gazetecilerin çalışma haklarına önemli iyileştirmeler getiren ve sosyal haklarını güvence altına alan 212 sayılı yasanın kabul edilmesi ve 10 Ocak 1961 günü Resmi Gazetede yayınlanması üzerine 9 gazete sahibi (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul, Yeni Sabah) yasayı protesto etmek için 3 gün süresince gazeteleri yayımlamama kararı aldı. 10 Ocak 1961 sabahı, gazeteleri ellerine alan okuyucular, "Gazetemizi 3 Gün Kapatıyoruz" başlığıyla altında 9 gazete patronunun ortak bildirisi ile karşılaştı.
 
Gazeteciler 'Basın Gazetesi' ile yollarına devam etti  
 
Babıâli'de "Dokuz Patron Olayı" olarak anılan bu gelişme karşısında gazeteciler de, 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak adına İstanbul Gazeteciler Sendikası binası önünde toplanarak Valiliğe kadar yürüdü. Gazeteciler Sendikası da, aynı gün yaptığı toplantıda, patronların 3 günlük boykotları süresince “Basın” adlı bir gazete yayınlama kararı alarak, 11, 12, 13 Ocak 1961 tarihlerinde kendi gazetelerini çıkardı.
 
O tarihten sonra 10 Ocak, "Çalışan Gazeteciler Bayramı" olarak kutlandı ancak 12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonra çalışanların hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara tepki olarak 10 Ocak tarihi "bayram” olmaktan çıkarıldı ve "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak anılmaya başlandı.
 
Gazetecilerin bugünü
 
212 sayılı yasa hayli çalkantılı bir sürecin ürünü olsa da 2019 yılı itibariyle gazeteciler açısından 212 sayılı yasa hala bir kazanıma dönüşmüş değil. Bugün birçok medya kuruluşunda 212'li olanların oranı yüzde 10'un dahi altında. Gazete ve televizyon kanallarında çalışan binlerce gazetecinin ezici çoğunluğu ne 212'li ne de Sarı Basın Kartı sahibi. Sektörün yeni istihdam alanı olan internet medyası ise 212 sayılı yasa bir yana hala herhangi bir yasal zemine bile sahip değil.
 
170'ün üzerinde gazeteci cezaevinde
 
Çalışma hakları bir yana Türkiye, basın özgürlüğünde dünyada en geri konumdaki ülkeler arasında. Sınır Tanımayan Gazeteciler'in her sene yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 180 ülke arasında 157'nci ülke oldu. Gazeteciler üzerindeki baskı giderek artarken, 170'in üzerinde gazeteci şu anda cezaevinde, birçoğu sürgünde, birçoğu da işsiz. 
 
'Kadın gazeteciler için baskı daha fazla' 
 
Mezopotamya Ajansı (MA) Muhabiri Sadiye Deniz Eser, gazetecilerin sadece yaptıkları haberlerden kaynaklı cezaevinde tutulduğunu vurguladı. Özellikle Kürt ve muhalif basının büyük bir baskı ile karşı karşıya olduğunun altını çizen Sadiye, "Gazetelerin ve ajansların kapatılmasından tutalım da kayyımların atanmasına kadar birçok baskı ile karşı karşıya geldik. Kadınlar açısından baktığımız ise baskılar biraz daha farklılaşıyor" dedi. 
 
Kadın gazeteci olarak baskılardan daha fazla etkilendiklerini ve devletin baskılarının yanı sıra erkek zihniyete karşı da mücadele verdiklerini dile getiren Sadiye, "Bir kadın muhabirin sahada çalışamayacağını düşünüyorlar. Erkek bir kameraman kamerasını bir kadının omuzuna dayayıp çekim yapabiliyor. Ben bizzat bunu yaşadım. Buna benzer birçok durumda karşı karşıya gelebiliyoruz. Biz kadın gazeteciler açısından sahada çalışmak çok daha zor" diye konuştu. 
 
'Onların bıraktığı yerden devam ediyoruz' 
 
Gazetecilerin dört duvar arasında hapsedilmek istendiğini ancak cezaevinde de kalemlerini bırakmayarak yazmaya devam ettiğini kaydeden Sadiye, "Biz de dışarıda direniyoruz. Onların sahadan koparıldığı yerden haberlerimizi halka ulaştırmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.  
 
'12 Eylül döneminde bile gazeteciler bu kadar baskı görmemişti'
 
Pirha Haber Şefi Nilgün Mete ise, Türkiye'deki gazetecilerin en zor zamanlarını yaşadıklarını belirterek, gazetecilik mesleğinin icra edilmesi için hiçbir uygun ortamın olmadığını vurguladı. 10 Ocak'ın ilan edildiği günden bugüne hala bir bayram havasında kutlanmadığının altını çizen Nilgün, "Şuan iktidarın müthiş baskısı var. Gazeteciler üzerinde hiçbir dönem bu kadar baskı görülmemişti. Kimi yorumlara göre 12 Eylül döneminde bile basın bu kadar baskı görmemişti" dedi. 
 
'Kendi içimizde sansür uyguluyoruz'
 
Bu zor koşulların dayanışmayla aşılabileceğini söyleyen Nilgün, şöyle dedi: "Bir iktidar medyası oluştu. Bu medyada çalışan gazeteciler ise mesleğini yerine getiremiyor. İktidar ne diyorsa onu uyguluyor. Gazeteciliğin evrensel ölçü ve ilkelerinden uzak bir yayın yapıyorlar. Geri kalan birkaç basın yayın kuruluşu ise bu baskıyı çok yakından hissediyor. Biz haber ajansıyız ve biz de bu baskıyı hissediyoruz. Sansür uyguluyoruz kendimize. Başımıza yarın bir şey gelmesin diye, gözaltına alınmayalım, ajansımız kapatılmasın diye kendi içimizde sansür uyguluyoruz. Sansürle çalışıyoruz açıkçası." 
 
'Hak gasplarına karşı da birlikte hareket edilmeli' 
 
İktidarın cezaevinde tutulan gazetecileri gazeteci olarak görmediğini hatırlatan Nilgün "Bunu iktidar belirleyemez. Gazeteciler evrensel ölçütlerde ezilenden yana haber yapıyorsa gazetecidir. Bu tanımı iktidar yapamaz" diye belirtti. Yeni gazetecilerin özlük haklarına ilişkin de birçok sorunun olduğunu belirten Nilgün, "Ben sendiklaşmamayı ve 212'nin uygulanmamasını eleştiriyorum. Bunun önüne geçilmesi gerekiyor. Birlikte hareket edersek bütün zorlukları aşabileceğimize inanıyorum" dedi. 
 
'Kadınlar hakları daha çok gasp ediliyor' 
 
Durumun kadın gazeteciler açısından biraz daha vahim olduğunun altını çizen Nilgün, eşitsizliğin, hak gasplarının ve hak kayıplarının kadın gazetecileri biraz daha vurduğunu belirtti. Kadın gazeteci sayısının çok az olduğunu dile getiren Nilgün, "Her iş kolunda olduğu gibi basın, medya kolunda da kadınların haksızlığa uğradığını düşünüyorum" diye ekledi.