'Gasplar ve saldırılarla geçen bir yılı kadınlar geri püskürttü'

  • 09:07 30 Aralık 2018
  • Güncel

Habibe Eren 

ANKARA - Geçen bir yılda kadınların kazanılmış haklarına yönelik ciddi saldırıların olduğunu belirten HDP Kadın Meclisi üyesi feminist Gülsen Ülker, "Bu yılı her biri yılların mücadelesi ile kazanılmış haklarımıza saldırıları göğüslemekle geçirdik ve birçok düzenlemeyi geri püskürttüğümüzü de söyleyebiliriz" dedi.
 
2018 yılını geride bırakırken, kadınların bu yılı da cinsiyetçi erkek egemen zihniyete direnmekle geçti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Kadın Meclisi üyesi Gülsen Ülker, kadınların cephesinden geçen bir yıla dair değerlendirmelerde bulundu. 
 
2016 yılı başında çalışmalarına başlayan "Boşanma Komisyonu" denilen ama tam adıyla "Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu'nun raporunu değerlendiren Gülsen,  "Bugüne kadar bu rapor ile önerilen ve her biri yılların mücadelesi ile kazanılmış haklarımıza saldırıları göğüslemekle geçirdik ve birçok düzenlemeyi geri püskürttüğümüzü de söyleyebiliriz. Kasım 2016'da çocukların tecavüzcü ile evlendirilerek faillerin cezasız kalmasını sağlayacak AKP önergesi yeterli oyu alamadı. Kadın örgütlerinin Meclis kapısında ve başka birçok şehirde yaptığı eylemler bu düzenlemeyi engelledi. Ancak hemen ardından cinsel ilişkide 'rıza' yaşının 12 olarak yorumlanmasına yol açacak bir düzenleme torba yasa ile geçirildi Meclis'ten. Aslına bakılırsa bir şekilde bir yol bulunduğunu görüyoruz. Örneğin kürtajın yasaklanması da yasalaşamadı ama fiilen o kadar zorlaştırıldı ki imkansız hale getirildi diyebiliriz" ifadelerini kullandı. 
 
'Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum' sözü fiili yaşam buldu 
 
Özellikle 6284 sayılı yasada önerilen değişikliklerin adeta "Kadınlar şiddet görsün ama aile bozulmasın" isteğinin yazılı hali olduğuna dikkat çeken Gülsen, "Nafaka düzenlemesine ilişkin öneriler de 'madem aile bozuluyor, kadının hayatı cehenneme dönsün' isteğinin ifadesi sanki. Aslında 2010 yılında dönemin Başbakanı tarafından ifade edilen 'Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum' sözünün fiilen yerine getirilmesi çabaları ile karış karşıyayız o zamandan beri. Tabi bütün bu ısrar daha fazla kadın cinayeti, çocuk istismarının artması, kadına yönelik şiddet ile mücadelede devletin sorumluluklarını yerine getirmemesi gibi sonuçlar doğurmakta. Üstelik yasalar ve uluslararası sözleşmeler tam aksini söylese bile" diye belirtti. 
 
'Sistemlerini sarsabilecek her şeye hınçla saldırıyorlar'
 
Tüm bunların erkeklere cesaret verdiğini ve ne yaparlarsa yapsınlar bunun hakları olduğuna inanmalarına yol açtığını belirten Gülsen, "Evdeki, sokaktaki erkekler, kendi ataerkil, baskıcı ve cinsiyetçi hallerinin küçük birer modeli olsun istiyorlar. O yüzden ceza veremeye elleri gitmiyor, 'nereden indirim yapsak' diye düşünüp duruyorlar. Kendini savunan, öz savunma hakkını kullanan kadınlara düşmanlıkları bu yüzden. Kurmak ve sağlamlaştırmak istedikleri cinsiyetçi sistemlerini sarsabilecek her şeye sonsuz bir hınçla saldırıyorlar" dedi. 
 
'Kadın düşmanı politikaları siyasette de gördük'
 
Bu cinsiyetçi uygulamaların sokakta, evde ve Meclis'te devam ettiğini vurgulayan Gülsen, sözlerini şöyle sürdürdü: "Cinsiyet eşitliğinin reddedilmesinden temellenen erkek egemen, ayrımcı anlayış,  karşı çıkan, kendini sadece aile içinde var etmeyi reddeden, hayatın her alanında özgür ve etkin olmayı hedefleyen veya böyle yaşayan kadınlara tahammül edemiyor. Örgütlerini kapatıyor, kadınları yalnız ve çaresiz bırakmaya çalışıyor. Aynı anlayışın kadın düşmanı politikalarını siyaset alanında da görmek mümkün. Siyaset alanında da kendi çizdikleri çerçevenin dışında olan hatta bu çerçeveleri yerle bir eden kadınlara hiç tahammülleri yok. HDP'li kadın siyasetçilere, belediye eşbaşkanlarına, yöneticilere, seçilmişlere, parti çalışması yapan kadınlara bu kadar yönelimin en önemli nedenlerinden birinin de bu olduğuna kuşku yok."
 
'Doğrudan bir var olma mücadelesi'
 
Tüm baskılara rağmen kadınların mücadele alanlarını terk etmediklerini vurgulayan Gülsen, "Baskıların en yoğun olduğu dönemlerde en gözü kara halleriyle kadınları görüyoruz. Üstelik sadece bugün değil önceden de böyleydi. 1980 darbesinden sonra da ilk kadınları gördük cezaevlerinin önünde. İlk kitlesel mitingi kadınlar yaptı (Dayağa Hayır yürüyüşü). Yine her 8 Mart'ta 25 Kasım'da sokaklardaydık. Çünkü canımıza kast ediliyor. Bu kadar doğrudan bir var olma mücadelesi. Kurmak istedikleri düzen, bizim zaten itiraz ettiğimiz hem de çok çok öncelerden itiraz ettiğimiz bir düzen. Bizi sıkıştırmak istedikleri dar alanın ne olduğunu biliyoruz ve itiraz ediyoruz. Bunu yaparken de en farklı kesimlerden kadınlar olarak ortak talepler etrafında bir araya geldiğimizde nasıl güçlü olduğumuzu görüyoruz. Bu bir arada olma halimizin kendisi bile itirazımızı, isyanımızı ve değiştirme gücümüzü o kadar güçlü bir şekilde görünür kılıyor ki" diye konuştu.   
 
'Bu seçim hayatımızı da belirleyecek'
 
Yaklaşan yerel seçimlere de dikkat çeken Gülsen, her seçimin bir yanıyla da toplumun yaşantısına yön verdiğini ifade ederek, "Burada da bir arada durmak, ortak bir sözü oluşturmak çok önemli" dedi.