Şebnem Korur Fincancı: Ağır sonuçlar olmadan Leyla Güven’in talebine kulak verilmeli

  • 09:05 20 Aralık 2018
  • Güncel
Safiye Alağaş
 
İSTANBUL - Süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Leyla Güven’in durumunu değerlendiren TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Açlık grevi, sesini yeterince duyuramadığı koşullarda insanların başvurmak durumunda kaldıkları bir ses çıkarma eylemidir. O nedenle kamuoyunda duyarlılık olması, taleplerin kamuoyunca paylaşılması ve bu taleplere kulak verilmesi gerekiyor ki insanlar daha ağır sonuçlarıyla karşılaşmasınlar” dedi.
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlayan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, 43 gündür açlık grevinde. Leyla’nın talebine hiçbir cevap verilmezken, sağlık soruları yaşamaya başladı. 
 
‘B1 talep ediliyor ve verilmiyorsa hak ihlalidir’
 
Türkiye’nin en önemli adli tıp uzmanlarından Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, açlık grevinin sağlık boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Açlık grevlerinin bütün boyutlarıyla üzerinde durdukları ve önemsedikleri alanlardan biri olduğunu belirten Şebnem, çünkü insan sağlığını ciddi biçimde etkileyen sonuçları olduğunu vurguladı. Şebnem, “O yüzden yıllar içinde edindiğimiz deneyimlerde açlık grevi yapıldığında mutlaka açlık greviyle birlikte B1 vitamini yani ‘tiyamin’ dediğimiz vitaminin kullanılması gerekiyor. Neden B1 vitamini. Çünkü B1 hem beynin korunmasını sağlıyor hem de sinirlerin korunmasını sağlıyor. Onun dışında tabi ki çok boyutlu etkileri var. En azından sonraki süreçlerde sakatlıkları engelliyor. Bellek yitimlerini engelliyor. Eğer B1 kullanılmaz ise sadece su, tuz, şeker ve karbonat kullanılırsa ‘tiyamin’ yetersizliğine yol açar. Bu da hem beyin dokusunda ağır hasara hem de sinirlerde ağır hasara yol açar. Yürüme güçlükleri ve bunun dışında yakın bellek kusurlarıyla karşı karşıya kalınmasına neden olur. Kendi B1 vitamini talep ediyorsa ve verilmiyorsa bunun ayrıca bir hak ihlali olduğunu görmek gerekiyor. Çünkü açlık grevlerinde kişilerin gereksinimlerine karşılık bulunması gerekiyor. Açlık grevi dışında bir takım sağlık sorunları yaşandığında hekimlerin uygun ve yerinde müdahale etmesi gerekiyor. Örneğin bir bulaşıcı hastalık söz konusu olduğunda buna ilişkin ağrıları varsa ağrı kesici kullanılabilir. Hekimlerin bu tür sağlık sorunlarına kişinin talepleri doğrultusunda sağlık hizmeti sunmasının uygun olduğunu söylüyoruz” diye belirtti. 
 
‘40’ıncı günden sonra ciddi sağlık sorunları başlıyor’
 
Açlık grevinin 40’ıncı gününden sonra sağlık sorunlarının ağırlaştığının altını çizen Şebnem, “Vücut ağırlığının ne kadar kaybedildiğini ve beden kitle endeksinin hangi düzeyde olduğunu önemsiyoruz. Çünkü kişiden kişiye değişiyor. Kişinin yaşı, sağlık durumu, açlık grevi öncesi sağlık durumuna bakıyoruz. Her biri belirleyici. Mutlaka yakın ve günlük bir takibin olması gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Yıllardır bağımsız hekimler ve açlık grevinde olan kişinin talep edeceği hekimler tarafından izlenmesini söylüyoruz. Dolayısıyla TTB’nin bu izleme sürecinde bağımsız hekimleri görevlendirerek izlemesi yerinde olur. Gün olarak söyleyecek olursak 40’ıncı günlerden sonra ciddi sorunlar yaşandığını biliyoruz. Özellikle B1 vitamini alınmadığı dönemlerde. En son 1996 yılındaki açlık grevleri böyle bir süreçti. 40’ıncı gününden itibaren sağlık sorunlarının daha ağırlaştığını ve 50’li günlerden itibaren de ölümlerin yaşandığını görmüştük” ifadelerini kullandı. 
 
‘Daha ağır sonuçları olmadan talepleri karşılanmalı’
 
Leyla’nın eyleminin ses bulup sona ermesi için taleplerinin özellikle kamuoyunca paylaşılması  gerektiğini ifade eden Şebnem, şöyle dedi: “Çünkü açlık grevi, sesini yeterince duyuramadığı koşullarda insanların başvurmak durumunda kaldıkları bir ses çıkarma eylemidir. Dolayısıyla bu ses çıkarma eylemine ‘evet duyduk’ dememiz gerekiyor ki insanlar daha ağır sonuçlarıyla karşılaşmasın.  Türkiye’de zaten ağır insan hakları ihlalleriyle karşı karşıyayız. Bir süredir hak ihlallerinin çok ciddi boyuta ulaştığını biliyoruz. Hak talepleri olduğunda sürekli görmezden gelme davranışı çok yaygın. Maalesef Türkiye’nin tarihi bir yarasıdır hak taleplerinin görmezden gelinmesi. Eleştirel bakışların, farklı düşüncelerin ve hak taleplerinin görmezden gelinmesine ilk kez şahit olmuyoruz. O yüzden ancak bağımsız medya araçları ile sesi duyurmaya çalışıyoruz. Bunlar da son derece sınırlı ve bir avuç  bağımsız medya.”