‘Tutuklama bir ceza yöntemi olarak karşımıza çıkıyor’

  • 09:09 21 Kasım 2018
  • Güncel
Sibel Özalp
 
İSTANBUL- Cezaevlerinde cezasızlığın bir uygulama haline geldiğini söyleyen Av. Cansu Şekerci, "BM Çocuk Hakları Sözleşmesi de tutuklamanın son çare olması gerektiğini savunur. Tutuklu çocukların sayısı az değil ülkemizde. Tutuklama bir ceza yöntemi olarak karşımıza çıkıyor. Çocukların hapsedilmesinin karşısındayız" dedi.
 
Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılmasının başvurulacak en son çare olarak benimsenmesinin ve bu ilkenin taraf devletlerin ulusal yasalarında güvence altına alınmasının nedeni, hapsedilmenin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin ispatlanmış olmasıdır. İçinde yaşadığımız yüzyılın karmaşıklığı, yeni kuşakların psikolojik çekişmesinde, suçlu çocukların oluşmasında önemli etkiler yapmıştır. 21'inci yüzyılda insanlık, milyonlarca çocuğun açlığına, ölüp gitmesine, suça itilmesine ve cezaevine düşmesine köklü bir çözüm getirememenin çaresizliği içindedir. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Çocuk Ağı Temsilcisi Avukat Cansu Şekerci, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü kapsamında hapishanelerde bulunan çocukların yaşamış olduğu hak ihlallerine ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘Annesiyle birlikte 743 çocuk cezaevinde’
 
Cezaevi istatistiklerinin en son Kasım 2018 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından açıklandığını söyleyen Cansu, "Bu verilere göre 12-18 yaş aralıklarında kanunla ihtilafa düşmüş 3 bin 13 çocuk bulunurken, 0-6 yaş arasında annesiyle birlikte cezaevinde tutulan 743 çocuk var. Cezaevindeki çocukları iki gruba ayırıyoruz. Birincisi bir yargılama dosyası olup da bununla ilişkili olarak içeri giren çocuklar, ikincisi de annelerinin yargılama dosyalarından dolayı 0-6 yaş arasında tutulup, 6 yaşından sonra kurum dışına çıkartılan çocuklar" şeklinde kaydetti.
 
‘Cezaevleri çok görünmez ortamlar'
 
Cansu, Ankara, İzmir, İstanbul, Diyarbakır, Kayseri, Tarsus ve Hatay olmak üzere 7 kapalı çocuk cezaevi; Elazığ, Ankara, İstanbul ve İzmir 'de de 4 hüküm alan çocukların gittikleri Eğitimevleri olduğunu söyledi. Belirli yerlerde olan hapishanelerdeki çocukların çok daha uzakta olup oraya gelip kaldıklarını da kaydeden Cansu, "Örneğin bir çocuğun dosyası Mardin'de olabilir, ailesi ise Adana'da yaşıyor olabilir. Ama çocuk İstanbul'da tutuluyordur. Bu da ne yazık ki çocuğun ailesi tarafından ziyaret edilememesi anlamına geliyor. Ailelerinden uzakta kalmaları çocuklar için olumsuz bir durum ve en çok bundan şikâyetçi oluyorlar. Aileyle görüşmeleri dışında haftada sadece 10 dakika telefon görüşmeleri var. Bu durum da aileyle ve dış dünyayla olan iletişimi sıkıntıya sokuyor" dedi.
 
'Hücre cezası çocuklar için yasak olması gerekiyor'
 
Cezaevlerinde olan çocukların başka bir şikâyetinin de keyfi disiplin cezaları olduğunun altını çizen Cansu, "Normalde Ceza Hukuku'na baktığımız zaman yargılamada belli bir avukat tarafından temsil edilmelidir. Ama İnfaz Hukuku'nda disiplin cezasından dolayı İnfaz Hâkimliği karşısına çıkan çocuğun bir avukatı olmak zorunda değil. Bu sebeple pek çok çocuk avukatsız olarak hâkim karşısına çıkıyor. Savunmasını nasıl şekillendirmesi gerektiğine dair bir destek almıyor. Bu da bir başka hak ihlalini doğuruyor" diye konuştu. Hücre cezasının çocuklar için yasak olduğunu kaydeden Cansu, cezaevindeki çocuklardan gelen bir başka şikâyetin de hücre cezasına denk düşebilecek, havalandırmaları sınırlı olan, ortamları daha küçük olan ve diğer çocuklardan ayrı tutulan oda cezasının olduğunu belirtti. Cansu, bunun sebebinin ise disiplin cezalarının yanlış uygulamalardan kaynaklı olduğunu vurguladı.
 
‘Çocukların sağlık haklarına erişimi sınırlı'
 
Cezaevindeki çocukların sağlık haklarına erişimlerinin sınırlı olduğunu söyleyen Cansu şu şekilde devam etti: "Kapasite fazlasından dolayı hapishane personeli mahpusların taleplerini çok fazla karşılayamıyor olabilir. Ancak bu bir bahane olarak dahi öne sürülemez. Hapishanede her şey dilekçe ile istenir. 'Ben revire çıkmak istiyorum' diyen mahpusların pek çoğu ilk seferde revire çıkamıyorlar. Hatta aylarca çıkamayanların olduğu bilgisi de var. Aynı zamanda çocuklarda psikiyatrik ilaç kullanımının da yaygın olabileceğini söyleyebiliriz."
 
'Cezasızlık uygulama haline gelmiş'
 
İşkence ve kötü muamelenin hapishanelerde sıklıkla dile getirilen fakat cezasızlıkla sonuçlanan bir hak ihlali olduğunu da vurgulayan Cansu, bununla ilgili başvurularının ve çocuğa ulaşım noktasında ailelerle erişim sağlandığını da belirtti. Cezasızlığın bir uygulama haline geldiğinin altını çizen Cansu, "Sadece tek bir jandarmaya hapis cezasının verildiği görülmüştür. Bu da aslında devletin bu konudaki eksikliğini dile getirmemize neden oluyor" dedi.
 
'0-6 yaş arasındaki çocuklardan tuvaletlerini tutabilmeleri bekleniyor'
 
Cezaevinde anneleriyle beraber kalan 0-6 yaş çocuklarının oyun alanlarına, doğaya, sağlıklı besine erişimi olmadığını ifade eden Cansu, "Çocukların hasta olduklarını ve hapishanede onların sağlığına erişim üzerinde bir mekanizmanın işlemediğini görüyoruz. Bazı hapishanelerde kreşler mevcut, ancak her çocuk çıkarılmıyor. 0-6 yaş arasındaki çocuklardan tuvaletlerini tutabilmeleri bekleniyor. Bunun dışında çocuklar koğuşa hiçbir şekilde oyuncak sokamıyorlar. Anneler, çocukları için süt kutularını bağlayıp araba yaptıklarını ve bu şekilde onları eğlendirdiklerini söylemişlerdi" şeklinde konuştu.
 
‘Cezaevi ortamında ebeveyn ortamı sağlanamıyor'
 
Cansu, hapishane ortamında bir ebeveyn ortamın sağlanamaması ve bir erkek figürün tanınmamasının çocukların gelişiminde olumsuz etki ettiğini söyledi. Çocukların 6 yaşına geldikten sonra hapishaneden çıkarıldığını belirten Cansu şunları söyledi: "Eğer dışarıda ona bakmakla yükümlü birisi yoksa bu çocuğun kuruma verilmesi gerekiyor. 6 yaşında annesinin yanından hiç ayrılmayan bir çocuğun 1 günde hiç kimseyi tanımadığı bir ortamda, çok farklı dinamiklerle bir ağacı görmesi bile çok ekstrem bir durum yaratabilir onun için. Bu da çok problemli bir süreçtir."
 
Çocukların Kapalı Ceza İnfaz Kurumları'nda mevzuattan kaynaklı karşı karşıya kaldığı uygulamalarla ilgili de konuşan Cansu şunları kaydetti: "Normal mahpuslarda olduğu gibi çocuklar için de ayda 1 kez açık görüş, 3 kez de kapalı görüş uygulaması geçerlidir. Ancak çocuklar ailelerinin kapalı görüşe gelmesini istemezler. 'Ayda bir kez gelsin ama arada cam olduğu şekilde görüşmeyeyim' derler. Tüm görüşlerin açık görüş olması noktasında sivil toplum çalışmaları yürütülüyor. Bunlar kuvvetlendikten sonra Adalet Bakanlığı ile iletişime geçilip mevzuatta değişiklik yapılması mümkündür."
 
'Kapalı hapishanelerdeki tek eğitim'
 
Eğitimevleri denilen yerlerde bulunan hükümlü çocuklar için temel amacın eğitim için kurgulandığını söyleyen Cansu, "Burada örgün eğitime de katılabilirler. Açık öğretimden de okuyabilirler. Hatta okudukları lisede staj yapma durumları varsa bunu da yapabilirler. Ancak kapalı hapishanelerde bunlar yoktur. Tüm çocukların açıktan okumaları gereklidir. Kapalı hapishanelerde verilen tek eğitim 'Okuma-yazma 1' ve 'Okuma-yazma 2' dersleri oluyor. Eğitimin bu kadar sınırlı olması da tahliyeye yansıdığında çocukların çok daha dezavantajlı bir sürece hazırlanmasını doğuruyor" dedi.
 
KHK'lerin çocuk hapishanelerine yansıması
 
OHAL sürecinde çıkarılan KHK'lerin çocukları çok etkilediğine dikkat çeken Cansu, "KHK'lerle beraber İnfaz sisteminde pek çok değişiklik oldu. Öncelikle OHAL ve KHK'ler, onları doğuran durumun şartlarını ortadan kaldırmak için yapılması gerekir. Fakat çocukların sanki bu süreci etkilermiş gibi cezalandırılması söz konusu oldu. Örneğin siyasi suçlardan yargılanan insanlar için telefon görüşmeleri haftada 10 dakika yerine iki haftada 10 dakikaya düşürüldü. Hapishanedeki çocuk düşünülmeden ortaya konan bir hak ihlali olmuş oluyor. KHK'lerden dolayı çocukların sınava girmeleri de engellendi. Açık öğretim sınavlarına girememeye başladılar. OHAL sona erdiğinde eskiye döndü" diye konuştu
 
Hapishanelerdeki özel ihtiyaç sahibi çocukların durumları
 
Cezaevlerindeki engelli, yabancı uyruklu, siyasi, LGBTİ+ ve kız çocukları gibi özel ihtiyaç sahibi çocukların durumlarını da değerlendiren Cansu şunları ifade etti: "Hepsinin ayrı ayrı araştırılması gerekli. Ancak hapishanelerdeki görünmezlikten dolayı bu çocuklar daha da görünmez kılınıyor. Siyasi çocukların yaşadıkları OHAL döneminde özellikle farklılaşmıştı. Bazı hapishanelerde siyasi çocuklar bir arada tutuluyor, bazılarında ise ayrı yerlerde kalıyorlar. Bunun çocuk için üstün yarar anlamında hangisi daha faydalı olduğu da tartışılması gereken bir durum. LGBTİ+ çocuklarla ilgili zaten devletin elinde paylaşılan herhangi bir veri yok. Ama gelişimleri noktasında desteklenmesi gereken, onların bilinçlendirilmesi gereken bir pozisyondayken yine bir bilinmez olarak kalıyor."
 
Hapishanelerdeki kız çocuklarının sadece Urla'daki eğitim evinde kaldığını söyleyen Cansu, "İstanbul'da Bakırköy'de, Ankara'da Sincan'da ve İzmir'de Şakran Kadın Cezaevlerinde yetişkinlerin yanında kalıyorlar. Böyle bir durumda çocuk adalet sistemini tanımayan bir hapishane personeliyle muhatap olabiliyor. Bu da daha fazla hak ihlaline sebep olabiliyor. Mesela koğuşta bir sorun olduğu zaman yetişkinlerin yanında olan çocuk oradan ayrılıp tek kişilik bir odada kalabiliyor" dedi.
 
Hapis cezasına alternatif tedbirler 
 
Hapis cezasına alternatif tedbirler konusunu da değerlendiren Cansu şunlara dikkat çekti: "BM Çocuk Hakları Sözleşmesi de tutuklamanın son çare olması gerektiğini savunur. Fakat tutuklu çocukların sayısı da az değil ülkemizde ne yazık ki. Tutuklama bir ceza yöntemi olarak karşımıza çıkıyor. Çocukların hapsedilmesinin karşısındayız, bunun yerine denetim serbestliğinin daha işlevsel kullanılabileceği, çocukların eğitim odaklı ya da suçla ilişkilendirdikleri ortamı çözme odaklı bir şekilde ilerlemek gerekli. 2011 verilerine göre yüzde 68'i hapishaneden çıktıktan bir sene sonra hapishaneye geri döndüğü oranı var. Hapsedilmenin çocuklar için faydalı olmadığını da verisel olarak kanıtlıyor."
 
'Çocuk katılımını önemsiyoruz'
 
Son olarak 20 Kasım Dünya Çocuk Haklarıyla ilgili insan haklarının her zaman gündemde bulunması gereken bir konu olduğunu kaydeden Cansu, "Çocuk haklarının ne olduğunu yetişkinler olarak tek başımıza konuşamayız. Bir çocuğun haklarını da bilmesi ve bizim onların adına konuştuğumuz zaman 'ben öyle hissetmiyorum' diyebilmesini de sağlamalıyız. Çocukların katılımını önemsiyoruz. Bu çalışmaları çocuklar sayesinde geliştirmeliyiz" ifadelerini kullandı.